Ben Olayı Nerede Kaçırdım?

Bilmezdim hayatımın bu noktaya gelebileceğini
Bilmezdim bedenimin acıyı kaldıramayabileceğini
Bilmezdim saadetin benden uzak kalabileceğini
Bilmezdim her aksadığımda dışarıya borçlu kalacağımı
Bilmezdim aşkın paylaşmak değil almak olduğunu
Bilmezdim büyümenin insanı değersizleştirip basitleştirdiğini
Bilmezdim mutluluğun raslantıdan ibaret olduğunu
Ve bilmezdim bu kadar bahtsız doğduğumu

Bilmezdim hükümetlerin hükmetmekten ibaret olduğunu
Bilmezdim sadece ahmakların kabul görüldüğünü
Bilmezdim benden ben yerine kendilerini beklediklerini
Bilmezdim gönül alıcı gülümsemenin beni küçük adam yapacağını
Bilmezdim bildiklerini avutulduklarına tercih edebileceklerini
Bilmezdim dost sadetinin avutmayacağını
Bilmezdim bana zararı dokunanların en yakınım olduklarını
Bilmezdim bir gün oyun oynayacak kimsenin kalmayacağını

Bilmezdim yapmamı istediklerini hayat boyu yapacağımı
Bilmezdim gökteki bulutu yerdeki yeşili unutacağımı
Ve bilmezdim canlı olanla irtibatımı koparacağımı
Bilmezdim kendi yüzüme yabancı kalacağımı
Bilmezdim keşfetmeyi bırakacağımı
Ve bilmezdim merak ettiğim bir şey kalmayacağını

Reklamlar

KADER

 karma

İnsan kendini herşeye hükmedebilecekmiş gibi görebiliyor. Belki de aldığım eğitim ve günümüzün bilimselliği beni böyle düşünmeye yöneltiyordur. Belki de efendisiyizdir. Ama yegane, sarsılmaz yasamız her zaman kenatda durucaktır. Bu sadece egonun alengirli evrensel dansıdır.

Yenilmeye demiyeceğim ama bu tarz bir vazgeçişin ürünü olarak kadere saygıyla eğiliyorum. Benden büyüksün. Benden daha güçlüsün. Bu yüzden seninle çatışmak yerine yeri geldiğinde tüm ağırlığımla acı çekmeyi yeri geldiğinde de mutlu olmayı, kendi köşeme çekilip nefes almayı seçiyorum.

Tanrım, yegane dostum, beni bilen; dertlerimi, kafa karışıklığımı, türlü yorgunluğumu sana bırakıyorum. Alırsın hepsini, kendinde çözersin, bana sevgini ve sıcaklığını sunarsın. Hikmetine hayranım, sende tatminim. Bana seninle olmayı bahşet. Türlü oyunları aş, beni yakala. Unutsam da seni çık gel karşıma. Ben sana tekrar tekrar aşık olayım. Hükmedemediğim hayatım senin olsun, beni al senin olsun. Hiçbiri işe yaramaz, istediğim sadece sadetindir. Kör zihnim açtığı alanı dolduramaz, dolduran sensin.

Bütünlük

Yaşam bütüncüldür ve bütüncül ele alınmalıdır. Nasıl hissettiğiniz nasıl anladığınızı ve nasıl davrandığınızı etkilerken, geçmişinize ve yaşam biçiminize bağlıdır. İçinizde ne olup bitiyorsa dış yaşamınıza yansır ve dış yaşamınız da içinizde belirli noktalara dokunur, aktifleştirir. Bu yüzden hayatımızın normal gidişatında ortaya çıkan aksaklıkları, tekrarlanan durumları sadece bir bilinmeyenli denkleme indirgemek işe yaramayabilir. Olumlu ve olumsuz olayların parametreleri sonsuzluğa doğru uzanır. Bu karşamaşa kendini cümlelerde ve fikirlerde özet halinde belki de en can alıcı noktasından tezahür eder. “Kendimi kötü hissediyorum” “Ben bittim” “Yaşamaktan tat alıyorum” ” Anlıyorum” “Sanırım aşık oldum” ”
Bu toplumda var olamıyorum”…

Kaybolmak

1356

İşin başlangıcı can sıkıntısında. Zaten böyle bir şeyi ancak işsiz olan, işini sevmeyen ya da işi bu olan biri yapar. Olayın doğuşu can sıkıntısı olabilir fakat olayı besleyen amaç bir şey bulma arzusu diyebiliriz. Varolduğun ortamda olmayan bir şey. Senin için yeni olmalı. Her an arayışın ve yeninin içinde olmak gibi. Bir yerden sonra bir şey bulmayı bırakıp eylemin kendisinden kolaylıkla tat alabiliyorsun. Kayıp bir şekilde dolanmaktan bahsediyorum.

Şehirler benim ormanım, Ankara benim ormanım. Kaybolmaktan çekinmiyorum. Kuralları, merkezleri, istasyonları, neyin ne işe yaradığını, neyin neden konduğunu az çok biliyorum. Bu bilgiler bana kaybolabilme rahatlığını sunuyor. Nereye varırsam varayım dönmek isteğim yere dönebilirim, bazen dönmek istemesem de.

1362.jpg

Bu olay ne zaman başladı tam hatırlamıyorum ama hayırlı Ramazan akşamlarında başladığını söyleyebilirim. Can sıkıntısından tam iftar vakitlerinde dışarıda dolaşmaya başlamıştım. Kimsenin o saatte dışarıda olmaması hoşuma gidiyordu ama gittiğim yerler bildiğim yerlerdi ve sıkılmaya başlamıştım. Yaklaşık 10 küsür yıldır aynı yerde oturmamıza rağmen sapmadığım yollar çoktu. Ben de denemeye başladım. Birbirine benzeyen apartmanlar, boş araziler ve farklı tipler arasında dolandım durdum. En azından yeni bir şey yapıyordum. Ne zaman yorulursam bulduğum bir parkta dinleniyor sonra evin yolunu tutuyordum.

1361

Bunu geliştirmek gibi bir amacım yoktu ama yaşadığım can sıkıntıları ve yalnızlık beni buna itiyordu. Geçen sene İstanbul’a gittiğimde 3 gün boyunca kaybolarak gezdim. Zaten sık sık yine dışarı çıktığım ya da aynı yere birden fazla kez gidiyorsam farklı yollar denediğim de oluyordu. Bu tarz deneyimlerle pekişti de pekişti. Fakat içimde bir fazlalık ve eksiklikle dolaşmaya başladım. Evet bir şeylerle kendimi dolduruyordum bu gezilerde fakat bu doluluğu dışarıya aktaramıyordum. Önce hissettiğim tatminkarlığı dışarıya vurmaya çalıştım. Gülümseyerek dolaştım ya da küçük bir yamaç ya da merdiven gördüğümde coşkuyla koşuyordum. Yetmediğini anladığımda fotoğraflar çekmeye başladım. Hem kendimi hem gördüklerimi çekiyordum.

1351

Bunlar beni duygusal olarak bir nebze boşaltsa da asıl zihnimdeki kalabalığı boşaltmam gerektiğini farkettim. Yol boyunca konu konu düşüncelerim akış halindeydi fakat hissettiğim duygularla gelen çıkarımlar, o an söylemek istediklerim benden başkasına iletiliyordu. Malesef kendi kendime yaşadığım tatminat da yeterli olmuyordu. İçimde bir açlık olduğunu biliyordum, sesimi duyurma açlığıydı bu. Beni anlamadığını, anlamayacağını düşündüğüm insanların yanında yaşamaktan doğan bir açlıktı. Kendimi onların yanında ifade edememenin getirdiği bir içe büyümeydi. Olduğu kadar ifade etmeliydim. Dışarıya akmalıydı. Aynı zamanda bunlar takdir edilmeli ya da onaylanmalıydı. Ben zaten onaylıyordum ve takdir ediyordum fakat dışarıdan görmem gerekiyordu. Bu aile gibi ana bir oluşumun veremediği bir boşluktu ve nasıl dolduracağımı bilmiyordum.

İşte bundan dolayı buraya yazma ve paylaşma fikri doğdu. Aslında en güzeli gezerken ses kayıtı yapmak diyorum, hepsini hatırlamak zor çünkü. Fakat bu sefer de oturup ses kaydını tekrar dinleyip yazma zahmetine giricem. O sırada yazmak da ayrı gıcık bir mesele. Bir yandan yürüyüp bir yandan da yazamam. Her durumda bir şeyler eksik olacak. Ayrıca buraya yazma fikrinden doğan acaba beğenilecek mi beğenilmeyecek mi kaygısıyla değerli şeyler düşünmeye, kaydetmeye çalışacağım. Bu da asıl gezimin vereceği tatminatı düşürücektir.

1369

İşte bu noktadan güzel bir yere vardım. Bir meditasyonda asıl amaç benim için her zaman diğer öğeleri arkada bırakıp meditasyon yaptığım şey olmaktı sadece. Bu bana derin bir saflık algısı getiriyordu. Bir işi yaparken de aynı saflığı yaşamak istiyordum. Bir şeyi yaptığımda sadece onun tadını alayım istiyordum, araya ne bir söz ne bir endişe ne de farklı bir duygu girsin istiyordum. Hayat ve ben böyle değiliz ama. Bütüncül baktığımızda birden fazlayız. Bu birçok şeyi kucakta tutmak gibi ve beni zorluyor. Kendimin en saçma en ezik en işe yaramaz en beceriksiz taraflarımı kesip atıp pozitif bir benlikle kalmak istiyorum. Ama hayat bu değil. Bunu doğanın içinde farketmek daha kolay. Hepsine izin vermek, onlardan korkmamak, onlar yüzünden sevilmeyeceğini düşünmemek aslında bu korku ve düşüncelere de bir yandan izin verebilmek, bunu da pek başaramamak… İşte yapmak istediğim bu. Olduğu gibi olanı sunmak…

1377.jpg

Ray

Şimdi kim gönlümüze su serpecek
Ruhumuzun üzerine
Kim üfleyecek
Dayanılmaz yükümüzü
Kim hafifletmek için gelecek
Ya da biz kimi yakasından tutacağız
Sözcüklerle yoracağız
Anlayıp da tutsun diye bir ucundan
Kimin gözüne dik dik bakacağız
Hangi mucize bizi diriltebilir?
Ne kadar süre acımızı Tanrı katında
muhtaç yapar?
Hangi teknik bizi bizlikten çıkarır?
Hangi uğraş zihnimizi dağıtır?
Hangisi bir süreliğine bizi yatıştırır?
Nafile, nafile…
Cevapların hepsi nafile
Bu sıkıntının adı nafile
O gün de yalandı bu gün de yalan
Bir gıdım yükselmek de
Bir gıdım düşmek de

Cenneti Ararken

gustavedoreparadiselostsatanprofile.jpg

Durmak bilmez, tekrar eden oyunlar
Galipleri bellidir en başından
Ta ki tak etmişse mağlubiyet
Hırçınlaşıp kaderde küçük bir savrulmayla
Başa çıkar sevinmeden
Bunca zamanın geçişin üstüne
Hissettirse de zaferi
Aslolan yenilgi hep
Yanında taşıdığını bilir
Şansa bırakmayalım o zaman
Şansın dinamiklerini öğrenip
Hükmedelim kısmete
Yaşlanmadan, yitip gitmeden
Saf olanı yaşamayı
Bir kerecik de olsa
Tatmak uğruna

Oynak sen

18157275_1901517273422610_4068236377657885031_n

 

Seni etkilemek için bir şarkıyı mırıldanmaya başladım

Beni duymadığından eminim

Hayallerimdeki dansımız için halim yok

Durdum

Çekiliyorum boşluğuma

Hiçbir sesi duymak istemiyorum

İsteyenin ses etmeye hakkı var

Ne duymaya meyilliyim ne de

Hiçbirine yönelmeye

Tüm eylemlerim daha kafamda kurulmadan

Sana kavuşmaya çalışan bir çocuk

Sıkılmış oturuyor şimdi

 

Ağlamak mucizeleri getirmiyor

Yaşanan zaten mucize

Dualar daha tanrının önünde eğilmeden duyuldu

Zaman, umudumun tek dostu

Ya senden kopmaya

Ya da sonsuz dansımıza

Başka türlüsünü hiç bilmedim

Tam

images

Eksik olmayı seçtim
Korkmayı ve isyan etmeyi
Tüm mükemmelliklere nefret kusmayı
Kadere laf atmayı
Böylece kadere uymayı

Durmayı seçtim
Dururken kendimi yaşamayı
Olduğum halimle var olmayı
Yaşamda olabilmeyi

Şarkımı söyleyeceğim
Her bir hecesine de
Çığlıklarımı sığdıracağım
Duyurmak istediğim

Çoşkuluyum
İçten hissediyorum
Varlığın büyüsünü
Duyguların dolanışını
Arkasında beliriyor ışık
Her bir zerremi besliyor
Ve ben var olan karanlığın yanında
Tutmayı seçtim
Yaşama uysun diye
Salınsın diye
Şikayeti sessiz olsun diye
Karşı koymasın diye
Ve ben
Güvenmeyi seçtim
Gönlüm bir köşede pısmışken
Ağzım dilim oynarken
Oyuna dahilken
Deforma olmaya devam ederken
Algımı yok ederken
Size boyun eğerken
Her an bildiğime güvendim

Namaste

Bu kafamın içindeki bir oyun
Bir geçmişe bir geleceğe zıplarım
Yüksek umutlar ve haz veren gelecek hülyaları
Yapılacak güzel şeyler ve kurulu arkadaş ortamları
Kahkalar ve sevginin akışı
Sonra geçmişe akar gözlerim
Yaşanmış zorluklar ve çekilenler
Uğraşılmış şeyler ve bir kalemde silinenler
Tanıdık yüzler ve tanıdık dokunuşlar
Tatlı sevdalar ve hoşnut geçirilen vakitler
Unutulması gerekenler ve benliğe kazınmış parçalar
Neyse
Sonra da düşerim ansızın an’a
Kabullenilen korkular ve her zamanki endişeler
Çarkıfelek düşünceler ve heyecan
Doymak bilmez tutku ve ağrıyan ayaklar
Sevgi gösterisi ve paylaşma isteği
Durmak bilmeyen yaşam ve akıntıya obsesif engelleme çabası
Derin bir nefes ve yine yaşam
Bitmeyen
Beyazın bölünüp dans ettiği
Derin
Sade
Bir oyun
Namaste

 

images

Tamam…Geçti…

Lise yıllarımı özledim. Komik… Çünkü o yıllar geri gelmeyecek. Her an bulunduğumuz gerçeklikten sıyrılacakmış gibi hissediyorum. Tanrıya ‘’ Şaka mı bu! Hadi çıkar bu aptal şeyden! Bunu yapmak istemiyorum! ‘’ diyecekmiş gibiyim. Tanrıyla arama mesafe archbish-lunatic-294x300koymamın anlamı yok çünkü. Daha sızlanmaya şimdiden başladıysam işim uzun. Şimdi hala çok erken. Ama çok yaşamış gibiyim. Emekliliğimi isteyecek kadar doymuş hissediyorum. Tamam! Bu kadar yeter, dinlenmeliyim! Eğer sonsuza dek var olacaksam lisedeki cansız sıralardan biri olmak istiyorum.

Her seferinde gerçekliği yeniden anımsamak beni rahatlatıyor. Kafamın içinden çıktığımı hissediyorum. Gerçeklik canımı sıkmıyor. Canımı sıkan can sıkıcı olan şeyler. Aynı neşelendiren, sevindiren şeyler gibi işliyor mekanizması. Sırf tüm olay beynimde dönüyor diye ve ben bu işleyişi az çok kavrıyorum diye evrenin bilgisine ulaşmıyorum tabii. Ama arzuluyorum. Bilme arzusunun varlığını hissedebiliyorum. Bu istek evrene yayın yapan bir titreşime dönüşüyor. Çünkü var olan her şey gibi bir titreşime sahip, varlığını yansıtan. Ve telefonda arama yapan biri gibi bekliyorum evrenden cevaplamasını. Sonuç olarak tatmin değilim. Çünkü ders çalışmıyorum.

Neyi eksik yapıyorum lan ben ben dediğim zaman ders çalışmıyorum fikrinin doğuşu, eğer ders çalışırsam hayat her şekilde rayına oturacakmış hissini yanında getiriyor. Evet büyük katkıları olacaktır tabi. Neyse, bu konu hakkında konuşmak istemiyorum.

Ne diyorduk ? EVREN! ZİHİN! KAOS!

Öyle… Şu düşünceleri bile aklımda dolandırmak çok tatlı. Dünya yaşamını genel bir değerlendirmek, geçmişin torbasını yavaştan doldurduğunu farkedip tatminkarlık üzerine düşünme çok tatlı.

Kararımı verdim ama ben ve çok basitçe açıklanabiliyor. Sadece yaşamak. Yaşam yaşamak için. Basit bir formül. Bir şekilde bir doyuma ulaşmaya çalışmak ya da tamamlanmak için çaba harcamak ya da şuan yaptığım gibi bir formüle indirgeyip ona göre yaşamak hata. Bunun farkında olmadan ve bunları yaparak yaşamak GEREKİYOR. Evet, GEREKİYOR diyorum çünkü buna ne en iyisi ne de en doğrusu demek istedim. GEREKİYOR………………..

Yolu da çok basit. Bu konu hakkında bidaha konuşmamak. Öptüm