Cenneti Ararken

gustavedoreparadiselostsatanprofile.jpg

Durmak bilmez, tekrar eden oyunlar
Galipleri bellidir en başından
Ta ki tak etmişse mağlubiyet
Hırçınlaşıp kaderde küçük bir savrulmayla
Başa çıkar sevinmeden
Bunca zamanın geçişin üstüne
Hissettirse de zaferi
Aslolan yenilgi hep
Yanında taşıdığını bilir
Şansa bırakmayalım o zaman
Şansın dinamiklerini öğrenip
Hükmedelim kısmete
Yaşlanmadan, yitip gitmeden
Saf olanı yaşamayı
Bir kerecik de olsa
Tatmak uğruna

Reklamlar

Oynak sen

18157275_1901517273422610_4068236377657885031_n

 

Seni etkilemek için bir şarkıyı mırıldanmaya başladım

Beni duymadığından eminim

Hayallerimdeki dansımız için halim yok

Durdum

Çekiliyorum boşluğuma

Hiçbir sesi duymak istemiyorum

İsteyenin ses etmeye hakkı var

Ne duymaya meyilliyim ne de

Hiçbirine yönelmeye

Tüm eylemlerim daha kafamda kurulmadan

Sana kavuşmaya çalışan bir çocuk

Sıkılmış oturuyor şimdi

 

Ağlamak mucizeleri getirmiyor

Yaşanan zaten mucize

Dualar daha tanrının önünde eğilmeden duyuldu

Zaman, umudumun tek dostu

Ya senden kopmaya

Ya da sonsuz dansımıza

Başka türlüsünü hiç bilmedim

Tam

images

Eksik olmayı seçtim
Korkmayı ve isyan etmeyi
Tüm mükemmelliklere nefret kusmayı
Kadere laf atmayı
Böylece kadere uymayı

Durmayı seçtim
Dururken kendimi yaşamayı
Olduğum halimle var olmayı
Yaşamda olabilmeyi

Şarkımı söyleyeceğim
Her bir hecesine de
Çığlıklarımı sığdıracağım
Duyurmak istediğim

Çoşkuluyum
İçten hissediyorum
Varlığın büyüsünü
Duyguların dolanışını
Arkasında beliriyor ışık
Her bir zerremi besliyor
Ve ben var olan karanlığın yanında
Tutmayı seçtim
Yaşama uysun diye
Salınsın diye
Şikayeti sessiz olsun diye
Karşı koymasın diye
Ve ben
Güvenmeyi seçtim
Gönlüm bir köşede pısmışken
Ağzım dilim oynarken
Oyuna dahilken
Deforma olmaya devam ederken
Algımı yok ederken
Size boyun eğerken
Her an bildiğime güvendim

Namaste

Bu kafamın içindeki bir oyun
Bir geçmişe bir geleceğe zıplarım
Yüksek umutlar ve haz veren gelecek hülyaları
Yapılacak güzel şeyler ve kurulu arkadaş ortamları
Kahkalar ve sevginin akışı
Sonra geçmişe akar gözlerim
Yaşanmış zorluklar ve çekilenler
Uğraşılmış şeyler ve bir kalemde silinenler
Tanıdık yüzler ve tanıdık dokunuşlar
Tatlı sevdalar ve hoşnut geçirilen vakitler
Unutulması gerekenler ve benliğe kazınmış parçalar
Neyse
Sonra da düşerim ansızın an’a
Kabullenilen korkular ve her zamanki endişeler
Çarkıfelek düşünceler ve heyecan
Doymak bilmez tutku ve ağrıyan ayaklar
Sevgi gösterisi ve paylaşma isteği
Durmak bilmeyen yaşam ve akıntıya obsesif engelleme çabası
Derin bir nefes ve yine yaşam
Bitmeyen
Beyazın bölünüp dans ettiği
Derin
Sade
Bir oyun
Namaste

 

images

Tamam…Geçti…

Lise yıllarımı özledim. Komik… Çünkü o yıllar geri gelmeyecek. Her an bulunduğumuz gerçeklikten sıyrılacakmış gibi hissediyorum. Tanrıya ‘’ Şaka mı bu! Hadi çıkar bu aptal şeyden! Bunu yapmak istemiyorum! ‘’ diyecekmiş gibiyim. Tanrıyla arama mesafe archbish-lunatic-294x300koymamın anlamı yok çünkü. Daha sızlanmaya şimdiden başladıysam işim uzun. Şimdi hala çok erken. Ama çok yaşamış gibiyim. Emekliliğimi isteyecek kadar doymuş hissediyorum. Tamam! Bu kadar yeter, dinlenmeliyim! Eğer sonsuza dek var olacaksam lisedeki cansız sıralardan biri olmak istiyorum.

Her seferinde gerçekliği yeniden anımsamak beni rahatlatıyor. Kafamın içinden çıktığımı hissediyorum. Gerçeklik canımı sıkmıyor. Canımı sıkan can sıkıcı olan şeyler. Aynı neşelendiren, sevindiren şeyler gibi işliyor mekanizması. Sırf tüm olay beynimde dönüyor diye ve ben bu işleyişi az çok kavrıyorum diye evrenin bilgisine ulaşmıyorum tabii. Ama arzuluyorum. Bilme arzusunun varlığını hissedebiliyorum. Bu istek evrene yayın yapan bir titreşime dönüşüyor. Çünkü var olan her şey gibi bir titreşime sahip, varlığını yansıtan. Ve telefonda arama yapan biri gibi bekliyorum evrenden cevaplamasını. Sonuç olarak tatmin değilim. Çünkü ders çalışmıyorum.

Neyi eksik yapıyorum lan ben ben dediğim zaman ders çalışmıyorum fikrinin doğuşu, eğer ders çalışırsam hayat her şekilde rayına oturacakmış hissini yanında getiriyor. Evet büyük katkıları olacaktır tabi. Neyse, bu konu hakkında konuşmak istemiyorum.

Ne diyorduk ? EVREN! ZİHİN! KAOS!

Öyle… Şu düşünceleri bile aklımda dolandırmak çok tatlı. Dünya yaşamını genel bir değerlendirmek, geçmişin torbasını yavaştan doldurduğunu farkedip tatminkarlık üzerine düşünme çok tatlı.

Kararımı verdim ama ben ve çok basitçe açıklanabiliyor. Sadece yaşamak. Yaşam yaşamak için. Basit bir formül. Bir şekilde bir doyuma ulaşmaya çalışmak ya da tamamlanmak için çaba harcamak ya da şuan yaptığım gibi bir formüle indirgeyip ona göre yaşamak hata. Bunun farkında olmadan ve bunları yaparak yaşamak GEREKİYOR. Evet, GEREKİYOR diyorum çünkü buna ne en iyisi ne de en doğrusu demek istedim. GEREKİYOR………………..

Yolu da çok basit. Bu konu hakkında bidaha konuşmamak. Öptüm

Tırtıklı mı Tırtıklı

peeling-bark

İnsanın adıdır kabuk. Hiç durmadan etkileştiği hayat da kabuktur. Herkes bu etkileşime tabidir. Cansızdır aynı zamanda. Etkileşimler onu canlı gösterir, etkiler bir o yana bir bu yana kukla gibi sallar. Bazen seni kazanca götürür , bazen de hezimete. Bazen en değersiz tarafınmış gibi belirir ve bazen de en övündüğün kısımdır. Hepsi bu hayat dediğimiz ve içinde bulundurduğu oyundur sadece.

İşine gelmeyen alır eline bıçağı yontmaya başlar, işine gelen ise üstüne ordan burdan eklemeler yapar. Kimisinin de eli oraya uzanmaz bile.

Kimisinde derin bir iz vardır. Bir çarpışmanın getirdiği… Kimisininki ise boyanmıştır farklı farklı renklere. Biri parlar, biri somurtur … Çeşit çeşit işte…

Ama yaşam burada değildir. Cansızlıkta nasıl yaşamdan bahsedebiliriz ? Canlı olan kabuğun altındadır. Hep akar. Hayat denilen kabuğun altındaki yaşamla uyumludur. Onunla akmaya meyillidir. Seni sen yapan da kabuğun değil yaşam olan sendir.

Şimdi gerek var mı kabukları çekiştirmeye ? Onunki böyle benimki niye böyle demeye ? Peki ya ne demeli mükemmel olucam diye çırpınıp didinmeye ? Herkes edinmiş bir kabuk işte! Savrulur durur kukla niyetine.

Ak sen de. Yaşa! Eğer kabuklarına tutunursan nasıl hatırlayasın? Derin bir nefesle bağlan kendine!

Holy Shit

Keep Trying Road Sign

Selam canım,

Hayat benim için yaşanmaz bir yer değil. Okb yaşanılmayacak bir hastalık değil. Eğer teorikte çocukluktan beridir buna sahipsem kazanmış olduğum inşaat mühendisliğini bitirebilme ve bir işte çalışabilme gibi imkanlara sahibim. Ne kadar ümit verici! Sadece istediğim mükemmel şekilde olmayacak. Sonra ise kazandığım para ile tedavi olma gibi bir imkan bulabilirim.

Hayatın acımasızlığıyla uğraşıyoruz, bir yandan sınırlandırılmış özgürlüğümüz, bir yandan sınırlandırılmış maddiyatimiz. Varlığımızın imkansızlığı yetmezmiş gibi bir de kendimize yeni sınırlar çekiyoruz. Bunları istemsizce ve iradesizce yapıyoruz. Üzerine çıkmak ve aşmak için çaba gösteriyoruz. Bazılarımız sadece biraz daha tat almak için, kıçının rahatlığı için uğraşıyor. Ama uğraşıyoruz. Uğraşmaktan çekinmek demek yavaş yavaş ölmeyi ya da bitmeyi seçmek demek. Herşeyi azar azar  kaybetmeyi göze almak demek.

Bazılarımızın bu anlamlı hayatına bir de hastalıklar ekleniyor. Herkesin eşit durumda olduğunu görüp pek de yakınmayan bir insan için hastalık hiç de çekilecek dert değil. Neden başıma geldi ki ?

Belki de bu sınırlılık altında yaşamakdır hayatı anlamlı kılan ? Hani en çok haz aldığımız anlar aslında sınırlılık ve eksiklik durumlarında değer kazanır ya. Herşeye rağmen düşününce nefes almak bile çok güzel. Pardon, nefesle ilgili bir hastalığın var demek ; mesela müzikler çok güzel. Seninle aynı dünyayı paylaşan bir insanın tasarladığı ve duyduğun zaman gönlündeki duyguları uyandırabilen ve ‘çok iyi ya’ dedirtebilen bir şey. Çok iyi ya…

Tanrı’ya da değineceğim tabi. Geçenlerde bir söz gördüm: ‘sen evet de desen hayır da desen haklısın’ diye. Yani dayak da yesen, sevgi de görsen arkasında bir hak olduğunu bilmek lazım. İşte kavgaları bitiren, tezatları birleştiren, ikiliğin üstünde olan hak.  Derde düştüğünde o mertebe çıkıp bir göz gezdirmek her zaman karlıdır. Sırtını yaslamak çoğu zaman, içindeki derin kaynağa, evrendeki sarsılmaz güce. Bırak gönlünü arındırsın, yükü alsın, umut olsun, güven olsun…

Bu yaşamı kabul etmek lazım, ilk önce yerini bilmek lazım, yeri kabullenmek ve ağlamamak lazım. Belki ağlamalı bir dönemden sonra gelicek bu ama gelicek. Belki de benim gibi günde elli kez bu döngü devam edicek. Ama şuan o güzel dönemden sesleniyorum, aşılmayacak bir şey değil. Belki aşılmasına da gerek yok. Aşılması bir şey ifade etmeyecek çünkü aşılacak her zaman bişeyler olacak. Mesele bu nurun aktığı yolda olmak. O nurla beraber değişmek ve onu istediğin yöne sürebilmek. Hayata akıtmak ya da. Hayatta alanlara ve kişilere ışık dağıtmak. İçten gelenle ve seni yolda tutanla uyumlu yaşamak. Bir şeye ulaşmak için değil, eline geçeni yaşamak.

Zebur’dan

Bölüm 23

Davut’un mezmuru

1 RAB çobanımdır,

Eksiğim olmaz.

2 Beni yemyeşil çayırlarda yatırır,

Sakin suların kıyısına götürür.

3 İçimi tazeler,

Adı uğruna bana doğru yollarda öncülük eder.

4 Karanlık ölüm vadisinden geçsem bile,

Kötülükten korkmam.

çünkü sen benimlesin.

Çomağın, değneğin güven verir bana.

5 Düşmanlarımın önünde bana sofra kurarsın,

Başıma yağ sürersin,

Kâsem taşıyor.

6 ömrüm boyunca yalnız iyilik ve sevgi izleyecek beni,

Hep RAB’bin evinde oturacağım.

OKB

Thinking a Solution

Obsesifliğimi daha net gördüğüm zamanlardan biri daha. Acaba bu zamanlarda elde ettiğim veriler birbirine uyuyor mu merak ediyorum.

Ortaya çıktığı durumlara bakarsam, heves ettiğim bir işe girişmeyi görüyorum. Organik tarım mı ? aa en iyisini yapayım şöyle yapayım böyle yapayım. Meleklerle çalışma mı ? şöyle yapayım böyle yapayım mükemmel olsun. Felsefe mi okuyayım ? önce şunu okurum sonra bunu okurum sonra da mükemmel bir felsefe birikimim olur, kaliteli olur.

Herkes bir şeylere heves eder. Herkes bir şeylerde başarılı olmak için plan yapar. Ama bu aşırılığı ve üzerine depresyonu göstermiyorlar işte.

Arkasında yatan şey bana alıştırılmış ödül sistemi mi ? Problemleri nasıl çözeceğim ile ilgili aktarılmış davranış mı ?

Her ne boksa. Gerçekten. Eğer ki meleklerle ya da başka varlıklarla ya da direk enerjiyle iyi seviyede çalışabiliyor olsaydım bunu irdeler ve üstüne düşüp çözmeye çalışırdım. Ama bunu yapmaya kalkarken bile bir çok etkiye maruz kalıp depresyona giriyorum.

Yani Tanrının bana açtığı bir kulvar olmalı tabii. Bunu hiçbir şey istememekte ve sadece kendi işinle uğraşmakta, evrenin tüm büyüsünden ve ihtişamından vazgeçmekte görüyorum. Ve bu o kadar kaliteli olacak ki. O kadar iyi becerilmiş olacak ki. Çünkü gerçekten bir isteğe dönüştüğü zaman depresyonum, içimdeki acı hemen alarm çalmaya, beni dürtmeye başlayacak.

Tek sıkıntı gerçekten istediklerini yapıp bir de bilgelik kazanan insanları görmekte. Böyle bir yol var . İstediklerini yapmak, heveslerini gerçekleştirmek bir günah değil. Üstüne bu heveslerin sana ve hayatına bir anlam katıyor.

Başkası çözebilir. Dışarıdan başka bir etki bu çemberi kırabilir biliyorum. Fakat ben bu etkiyi aramaktan dolayı yoruldum. Tanrı’ya inanan biri olarak biliyorum ki eğer gerçekleşecek ise bu etki kendi kendine ayağıma kadar gelir. Bu hiç aramamak anlamına da gelmiyor. Abartmadan yeri geldiği zaman beklemek yeri geldiğinde fırsatları değerlendirmek anlamına geliyor. Tüm fırsatlarımı değerlendirdiğimde sadece küçük bir iki fırsatçık görüyorum. Onları da zorlamaya pek de mecalim yok.

Bu hevesli eylem yapmama biçiminde şöyle bir şey ortaya çıkıyor. Her eylemin içinde barındırdığı güzelliğin farkındayım, bazıları sorumluluklarım olsalar bile. Eylemden sonra kendiliğinden tadı ortaya çıkmaya başlıyor. Bir zevki eylemden sonra tatma imkanı sağlıyor. Halbuki heves edilen işte heves o kadar büyük ki daha eylemde bulunmadan kendimden geçebiliyorum ve eylemi gerçekleştiremiyorum bile. Yani bir şifa etkisi olduğuna inanıyorum. Zaten bir şeye heves etsem de onu uygulama imkanım sadece internet ve kitaplar. Bu da insanı zorluyor. Grup çalışması ya da eğitim olduğunda işler kendiliğinden akmaya başlıyor. Şuan elimde ulaşabileceğim bir şey yok. En iyisi eldekilerden tat almak. Tek üzüntüm olan başkalarının yapamadığımı yaptığını görme olayı da zamanla geçecek bir şey herhalde.

Bir ihtimal de zorlamak. Obsesifliğin artı yanı da eğer bir şeyi derinlemesine incelersem ve düşünce akışını yakalarsam harika bilgiler edinebileceğim ve spiritüel etkiyi arttırabileceğim. Bu beyin yakan bir methot olsa bile öyle. Koşulları kabul edip challenge moduna girebilirim. Elimden ne geliyorsa zorlayarak yapabilirim. Belki başarılı da olurum. Her gün depresyona girerim ama bir çok veri elde edebilirim ve deneyebilirim. Altı günlük depresyon sonucunda bir hafta kafa dinleyip saçma bir şeylere inanıp kafa dağıtıp yola tekrardan girebilirim. Evet bunu 5-6 yıldır deniyorum. İşe de az çok yardı. Ama koşullar çok değişti. Artık derslerim çalışılmak ve okulum bitmek istiyor. Garip bir şekilde bu sorumluluğum en büyük hazlarıma karşı geliyor. Şimdi mesele ne bok durumda olursan ol bir şekilde okulla uğraş. Üç gün depresyona gir ama sonra ders çalış.

Wow(light kills darkness)

 

light-kills-darkness-4de0f3f27132b_hires

Düşüncelerle doldurduğum boşluklar
Ruhumun esansıyla arınır
Doldurur kendini yücelikle
Ve bana bakış verir
Bu bakış gözlerimdedir
Ellerimde ve sözlerimdedir
Hayatla her temasıma anlam katar
Bu anlam hakikattir
Gerçeğin kutlu ezgisidir
Evrenin ilahisidir
Yaşamın nektarını saçar.
Bu nektar
Münzevi zevkimdir
Doyumsuzluğumdur
Aşkımdır
Beni O’na bağlar