STRONG

Bu güç meselelerini sadece erkeklere atfedersek ayıp olur, her ne kadar tarihte bu zamana kadar atfedilmiş olsa da.

Ben de en çok güç çekişmesini ikili diyaloglarda yaşarım. Okkalı bir cevap her zaman hazırdır.

Bariz küslüğü dargınlığı bitirmeye çalışıyoruz, eşitliği adaleti savunuyoruz, haklı ve haksız ikilemini bitiriyoruz fakat büyük bir darbe alınca benliğimizi ayakta tutacak gücü tesis etmeye ihtiyaç duyuyoruz.

Benim de bir cevabım olsun istedim.

Banlış anlaşılmayı telafi etmek iki taraf için de hayırlıdır. Haklı kapılar açar, sahte dayanakları eritir.

Bir süreliğine devrelerimin toparlanması için kapalı kalmasına hak veriyorum fakat sevginin varlığı daimidir.

Bu ara şarkılarla cevap vermek adetim oldu, tam da hislerimin, düşüncelerimin karşılığını bulduğum şarkılardan dolayı sanırım.

Buyur

Reklamlar

Bloom

Bırakalım da gün ışığı evlerimize girsin

Kokuşmuşmuş, toz dolmaya başlamış dikdörtgen hanelerimizden sıkılmadık mı ? sıkıldıysak izin verelim de biraz tazelik bizi canlandırsın değil mi ?

Tam olarak ifade etmek istersem karışığım. Karışık! There is no harmony my love!

There is no solution!

Just wonder, curious…

İnsanın kafası en güzel şekilde gece boyunca seher vaktine demlenmesiyle çalışıyor.

Gerçekten üzülüyorum

Çünkü çözüm yok diyorum kendime, dediğim gibi… Bunu şuan itiraf etmiyorum bile… Çözüm yok diyorum kendime, belki yanılıyorumdur ihtimalini gözetiyorum. Çözüm yok demeyi kabul edemiyorum. Etmek de istemiyorum. Bunu kabul etmek demek en büyük karanlığa gömülmek demek çünkü. Umudu bir yandan elimde tutup sofistike bir depresyonu seçebiliyorum.

Hatta inanır mısın bilmiyorum, bu yazıyı da belki umudumun yeşermesi ve gerçeğe dönüşmesi için yazıyorum.

I’m STUCK!

Takılı kalmak güzel bir ifade. Fakat bu ifadeye neşeyi, doğal neşeyi sığdıramıyorum. Aynı zamanda yenilgiyi ya da çaresizliği de koyamıyorum.

İşte bu da onu tam olarak takıntı haline getiriyor 😀 HA HA HA

Yazılacak bir şey yok sevgilim, sadece geveliyorum. İstersen sanatsal değerinden zevk alalım ya da az önce bahsettiğim umudun çivisini çıkaracak çabadan ibaret olduğunu kabul edelim.

I’m STUCK! DO YOU KNOW WHAT I MEAN! CAN YOU FEEL IT!

Ben sadece seher vaktinde nektarını saçan çiceğim. Can you see the lights? Can you see the colors! CAN YOU!

Bu nektarı sözcüklere döktüğümde ağzımda bıraktığı tadı hissedebiliyorum. Üzerindeki içtiğim sigaranın tadıyla karşıyor. NO, it’s different. So much sybolic acceptences. Leave it! I’m not hide…

That’s different! Another level or… or Another Rolling(crumbling) DON’TKNOW! WHO KNOWS!

Maybe the madness is the medicine. MEDICINE! I WILL NOT BEG YOU!

Belki çoktan delirdim, ama deli olmakla yanlış, uyumsuz ve tutarsız olmayı karıştırmayalım.

THAT’S BLOOM

Top

disco crown ile ilgili görsel sonucu

Seher vaktini her zaman çok sevdim

Uykusuzluğu da öyle

Ve duygularımla kavrulmayı

İşte böyle biriyim

 

Ben he zaman kazanmayı istedim

Büyük tutkuları ve büyük hırsları seçtim

Ve zihnimde kıvrılmaya mahkum kaldım

işte böyle geçiyor hayatım

 

Dünya dönmeye devam ediyor

Her bir anlam inşa ettiğimde

Dünya dönüyor

Ve hayır öyle de değil diyor

Tekrardan dönüyor

Ve bu sefer de olmadı diyor

Bana vazgeçmemi söylüyor

 

Kazanmak için

Bir kez daha at sürmeye hazırlanıyorum

Eyerimi sıkı sıkıya bağlıyorum

Atımı bu sefer durdurmayı düşünmüyorum

Dört nala yol gideceğim

Tüm bu diyarı ezip geçip

Güneşin batışına süreceğim

Yakalayacağım

Ve yakasından tutup

Sarsacağım o sarhoşu

Yetmedi mi eğlendiğin?

Yetmedi mi dans ettiğin ?

Nereye gitti bütün içtiklerin ?

Süsünü püsünü sökeceğim üstünden

Yumruklarımı yapıştıracağım yüzüne

Kanlar akana kadar döveceğim

Sonra da atıma iple bağlayıp

Süründüreceğim diyar diyar

Kimi kral yaptıklarını görsünler diye.

Don’t grow up, It’s a trap

images (11).jpeg

 

Sonra lise çağlarına gelirsin. Sanırım büyüdüm dersin. İşte boyum uzadı, sesim değişti ve ilkokul çağını geride bıraktım. Oysaki daha neler vardır. Hem bu acele neden?
Don’t grow up, It’s a trap
Belki de artık emeklemek yerine yürüyebildiğini, bardağı kendin tutabildiğini, kendi başına bir yere gidebildiğini kanıtlayıp azad edilmek istersin. Belki de sadece o boyu uzun insan topluluğunun içinde olmayı, hayatı kavradığını sanan özgür gençliği hissetmeyi ya da kurallara uyan değil de kural koyan olmak istersin.
Don’t grow up, It’s a trap
Çimler birdaha o kadar yeşil olmayacak, nefes nefese kalmak eğlenceli olmayacak, bulutları izlemek o kadar da keyifli olmayacak. Biraz tecrüben olsa en iyisi buymuş derdin. Ama en güzeli de en iyisi için rahat bir kucak aramıyor oluşun. Deli gibi sadece yaşamakla meşgul olduğun bir çağ çocukluk. Her ne kadar bizim dünyamızda ufak insanların değeri bilinmese de dünyanın gerçek sahipleridir çocuklar. Bizim devrimiz çoktan bitmiştir. Kandırıldık, taciz edildik, baskılandık, zorbalığa uğradık. Kalbimize uzak kaldık. Beyinlerimizin içinde kıvrıldıkça kıvrıldık. Tuzağa düştük.
Don’t grow up, It’s a trap

Addıctıon

Everyone knows they are special, that there is something more than this birth, life, and death. It resonates somewhere deep inside all of us. We spend our lifetime trying to reach beyond what we are to be more in one way or another. Sometimes we make a mess of it. Sometimes we make progress. But too often we drift along hoping someone will open a door for us. If only they would, we’d run right through. Or would we?

This is the first crucial step, wanting to run through to that something more in us. Being willing to do it. Craving it. Being desperate for it. I am here because I have been one of those for many years, and I know there must be others. I want to throw out some methods, some methods that work. Tools, you know. They are for your consideration. The rest is up to you.

We will talk about philosophy, but not too much. Mostly we will talk about yoga practices, how they work, what they do, and how to do them. And how they can blend together and leverage each other like magic. That is why you will be hearing the phrase “integrated practice” a lot here. It is not a new idea. The Yoga Sutras of Patanjali lay out an eight-limbed path of practice. Most traditions lean toward one limb or another. It is natural enough. How many balls can anyone keep in the air? But if you want to really make progress in this life, you must multi-channel your efforts in the direction you want to go. It is like that in all things. Spiritual practice is no different.

We will be talking about many inward ways here — the ways into the divine you. How to really open things up. Are you ready for that? Do you long for it? Not everyone does. But everyone will sooner or later. In fact, a little practice fans the fire of divine longing. Just a little bit of practice opens the door enough so that the divine desire wells up. Then we are on fire and want more practice and more powerful ways in. It is a kind of addiction — a divine addiction. I confess to being an addict to this spiritual practice game. It is an ecstatic spiral that pulls us out of our limited earth perception. Everything will look different, first just a little, and later on, a lot different. So if you are not wanting to become divinely inspired, divinely addicted, better stay away. Because the best means are here. If you set your heart and mind to it, you can do it. Honest. And then nothing will ever be the same. You will laugh and laugh when you see how it really is.

This discussion is for wise souls, those who are ready to do what it takes for as long as it takes. Were the sages of old less committed than this? Of course not. We marvel at their remarkable stories in the scriptures. It is just the same now. You will get out of your practices what you put in. It has always been like that.

Why bother with all this? To be honest, it is the greatest high we can have. The pleasure is beyond anything on earth. Really. The essence of divine experience is unending devastating bliss and an unshakable silent peace. It seems contradictory, doesn’t it? That’s how it is. But don’t take my word for it. Try some of these methods and see for yourself. It’s all waiting in you. Take a few baby steps, and soon you can be opening by leaps and bounds. That is assuming you are ready, and choose each day to go for more. Remember, it is the one thing we can take with us when we move on from this life.

Some of the practices we will be discussing include:

– Cultivating permanent inner silence through Meditation.

– Opening the subtle nerves through Pranayama (breath control).

– Stimulating divine energy through advanced physical postures and  maneuvers.

– Cultivating divine desire and conduct.

– Cultivating sexual energy to a new purpose.

– Cultivating silent inner awareness outward in powerful ways.

Some of these practices will seem familiar. Others will seem radical. Combined together in particular ways, they comprise a powerful system of yoga. These means are too useful to be reserved for the few. They belong to the many. So indulge yourself. If you long for the knowledge of human transformation, you are worthy, and you have come to the right place.

The guru is in you.

 

http://www.aypsite.org/10.html

Kim Olduğumuzu Hatırladığımız Buluşmalar

Bugün bu yazıyı yazma ihtiyacı hissettim. Uzun süredir aşırı duygusal hassasiyetle, bilinçaltımdaki meselelerle, eski çocukluk anılarıyla ve varolmaya çalışmakla zorlu bir mücadele içindeyim. 2008 yılının sonlarından itibaren spiritüalizmi keşfettim ve hayatımda birçok kapı açıldı. Bunun yanında yaşadığım her ruhani deneyim kendi içsel ağırlığımla çatışmaya girdi. Birçok ulvi deneyim yaşasam da, bir çok ekolü ve çalışmayı denesem de kendi gerçekliğimdeki meseleleri aşamadım ve çok acılı deneyimler yaşadım, hala da yaşıyorum.

Net bir reçetem olmasa da kendi gerçeğimle varolmamak, yalancı bir kimlikle yaşama tutunmaya çalışmak benim şuanki gündemimi oluşturuyor. Bu güne kadar hem spiritüel deneyimler, hem aldığım psikolojik destek, hem günlük yaşamımın getirdikleri hem de yaptığım seçimler beni bu noktaya taşıdı. Kendim olarak varolmaya, bağımsız olarak yaşamaya, yaşam deneyiminin hakkını vermeye çalışıyorum.

Bu noktada şuan küçük olan bir grupla buluşmalara katılıyorum internet üzerinden. Benim gibi hisseden, çıkmazlar yaşayan, duygusal ve ruhsal dernliği inanılmaz olan ve belki de benim gibi bu çalışmaya hazır olan eminim bir çok insan vardır. Ben bu grupla sohbetimde ilahi kaynağa ulaşmak yerine insan ben olarak yaşamımı aktifleştirmeye çalışıyorum. Bazı insanlar bloguma girip belki buna dair birşeyler arıyor olabilirler diye buluşma etkinliğini paylaşmak istedim.

Etkinliğin açıklama kısmı altta. Her perşembe saat 8:30’da skypeta gerçekleşiyor. Eğer yazıyla kendinizi uyumlu hissederseniz beklerim.

Daha fazla bilgi için: okantoygun@gmail.com ‘ dan bana yazabilirsiniz.

Screenshot_20190208-071607

Ben Olayı Nerede Kaçırdım?

Bilmezdim hayatımın bu noktaya gelebileceğini
Bilmezdim bedenimin acıyı kaldıramayabileceğini
Bilmezdim saadetin benden uzak kalabileceğini
Bilmezdim her aksadığımda dışarıya borçlu kalacağımı
Bilmezdim aşkın paylaşmak değil almak olduğunu
Bilmezdim büyümenin insanı değersizleştirip basitleştirdiğini
Bilmezdim mutluluğun raslantıdan ibaret olduğunu
Ve bilmezdim bu kadar bahtsız doğduğumu

Bilmezdim hükümetlerin hükmetmekten ibaret olduğunu
Bilmezdim sadece ahmakların kabul görüldüğünü
Bilmezdim benden ben yerine kendilerini beklediklerini
Bilmezdim gönül alıcı gülümsemenin beni küçük adam yapacağını
Bilmezdim bildiklerini avutulduklarına tercih edebileceklerini
Bilmezdim dost sadetinin avutmayacağını
Bilmezdim bana zararı dokunanların en yakınım olduklarını
Bilmezdim bir gün oyun oynayacak kimsenin kalmayacağını

Bilmezdim yapmamı istediklerini hayat boyu yapacağımı
Bilmezdim gökteki bulutu yerdeki yeşili unutacağımı
Ve bilmezdim canlı olanla irtibatımı koparacağımı
Bilmezdim kendi yüzüme yabancı kalacağımı
Bilmezdim keşfetmeyi bırakacağımı
Ve bilmezdim merak ettiğim bir şey kalmayacağını

KADER

 karma

İnsan kendini herşeye hükmedebilecekmiş gibi görebiliyor. Belki de aldığım eğitim ve günümüzün bilimselliği beni böyle düşünmeye yöneltiyordur. Belki de efendisiyizdir. Ama yegane, sarsılmaz yasamız her zaman kenatda durucaktır. Bu sadece egonun alengirli evrensel dansıdır.

Yenilmeye demiyeceğim ama bu tarz bir vazgeçişin ürünü olarak kadere saygıyla eğiliyorum. Benden büyüksün. Benden daha güçlüsün. Bu yüzden seninle çatışmak yerine yeri geldiğinde tüm ağırlığımla acı çekmeyi yeri geldiğinde de mutlu olmayı, kendi köşeme çekilip nefes almayı seçiyorum.

Tanrım, yegane dostum, beni bilen; dertlerimi, kafa karışıklığımı, türlü yorgunluğumu sana bırakıyorum. Alırsın hepsini, kendinde çözersin, bana sevgini ve sıcaklığını sunarsın. Hikmetine hayranım, sende tatminim. Bana seninle olmayı bahşet. Türlü oyunları aş, beni yakala. Unutsam da seni çık gel karşıma. Ben sana tekrar tekrar aşık olayım. Hükmedemediğim hayatım senin olsun, beni al senin olsun. Hiçbiri işe yaramaz, istediğim sadece sadetindir. Kör zihnim açtığı alanı dolduramaz, dolduran sensin.

Bütünlük

Yaşam bütüncüldür ve bütüncül ele alınmalıdır. Nasıl hissettiğiniz nasıl anladığınızı ve nasıl davrandığınızı etkilerken, geçmişinize ve yaşam biçiminize bağlıdır. İçinizde ne olup bitiyorsa dış yaşamınıza yansır ve dış yaşamınız da içinizde belirli noktalara dokunur, aktifleştirir. Bu yüzden hayatımızın normal gidişatında ortaya çıkan aksaklıkları, tekrarlanan durumları sadece bir bilinmeyenli denkleme indirgemek işe yaramayabilir. Olumlu ve olumsuz olayların parametreleri sonsuzluğa doğru uzanır. Bu karşamaşa kendini cümlelerde ve fikirlerde özet halinde belki de en can alıcı noktasından tezahür eder. “Kendimi kötü hissediyorum” “Ben bittim” “Yaşamaktan tat alıyorum” ” Anlıyorum” “Sanırım aşık oldum” ”
Bu toplumda var olamıyorum”…

Kaybolmak

1356

İşin başlangıcı can sıkıntısında. Zaten böyle bir şeyi ancak işsiz olan, işini sevmeyen ya da işi bu olan biri yapar. Olayın doğuşu can sıkıntısı olabilir fakat olayı besleyen amaç bir şey bulma arzusu diyebiliriz. Varolduğun ortamda olmayan bir şey. Senin için yeni olmalı. Her an arayışın ve yeninin içinde olmak gibi. Bir yerden sonra bir şey bulmayı bırakıp eylemin kendisinden kolaylıkla tat alabiliyorsun. Kayıp bir şekilde dolanmaktan bahsediyorum.

Şehirler benim ormanım, Ankara benim ormanım. Kaybolmaktan çekinmiyorum. Kuralları, merkezleri, istasyonları, neyin ne işe yaradığını, neyin neden konduğunu az çok biliyorum. Bu bilgiler bana kaybolabilme rahatlığını sunuyor. Nereye varırsam varayım dönmek isteğim yere dönebilirim, bazen dönmek istemesem de.

1362.jpg

Bu olay ne zaman başladı tam hatırlamıyorum ama hayırlı Ramazan akşamlarında başladığını söyleyebilirim. Can sıkıntısından tam iftar vakitlerinde dışarıda dolaşmaya başlamıştım. Kimsenin o saatte dışarıda olmaması hoşuma gidiyordu ama gittiğim yerler bildiğim yerlerdi ve sıkılmaya başlamıştım. Yaklaşık 10 küsür yıldır aynı yerde oturmamıza rağmen sapmadığım yollar çoktu. Ben de denemeye başladım. Birbirine benzeyen apartmanlar, boş araziler ve farklı tipler arasında dolandım durdum. En azından yeni bir şey yapıyordum. Ne zaman yorulursam bulduğum bir parkta dinleniyor sonra evin yolunu tutuyordum.

1361

Bunu geliştirmek gibi bir amacım yoktu ama yaşadığım can sıkıntıları ve yalnızlık beni buna itiyordu. Geçen sene İstanbul’a gittiğimde 3 gün boyunca kaybolarak gezdim. Zaten sık sık yine dışarı çıktığım ya da aynı yere birden fazla kez gidiyorsam farklı yollar denediğim de oluyordu. Bu tarz deneyimlerle pekişti de pekişti. Fakat içimde bir fazlalık ve eksiklikle dolaşmaya başladım. Evet bir şeylerle kendimi dolduruyordum bu gezilerde fakat bu doluluğu dışarıya aktaramıyordum. Önce hissettiğim tatminkarlığı dışarıya vurmaya çalıştım. Gülümseyerek dolaştım ya da küçük bir yamaç ya da merdiven gördüğümde coşkuyla koşuyordum. Yetmediğini anladığımda fotoğraflar çekmeye başladım. Hem kendimi hem gördüklerimi çekiyordum.

1351

Bunlar beni duygusal olarak bir nebze boşaltsa da asıl zihnimdeki kalabalığı boşaltmam gerektiğini farkettim. Yol boyunca konu konu düşüncelerim akış halindeydi fakat hissettiğim duygularla gelen çıkarımlar, o an söylemek istediklerim benden başkasına iletiliyordu. Malesef kendi kendime yaşadığım tatminat da yeterli olmuyordu. İçimde bir açlık olduğunu biliyordum, sesimi duyurma açlığıydı bu. Beni anlamadığını, anlamayacağını düşündüğüm insanların yanında yaşamaktan doğan bir açlıktı. Kendimi onların yanında ifade edememenin getirdiği bir içe büyümeydi. Olduğu kadar ifade etmeliydim. Dışarıya akmalıydı. Aynı zamanda bunlar takdir edilmeli ya da onaylanmalıydı. Ben zaten onaylıyordum ve takdir ediyordum fakat dışarıdan görmem gerekiyordu. Bu aile gibi ana bir oluşumun veremediği bir boşluktu ve nasıl dolduracağımı bilmiyordum.

İşte bundan dolayı buraya yazma ve paylaşma fikri doğdu. Aslında en güzeli gezerken ses kayıtı yapmak diyorum, hepsini hatırlamak zor çünkü. Fakat bu sefer de oturup ses kaydını tekrar dinleyip yazma zahmetine giricem. O sırada yazmak da ayrı gıcık bir mesele. Bir yandan yürüyüp bir yandan da yazamam. Her durumda bir şeyler eksik olacak. Ayrıca buraya yazma fikrinden doğan acaba beğenilecek mi beğenilmeyecek mi kaygısıyla değerli şeyler düşünmeye, kaydetmeye çalışacağım. Bu da asıl gezimin vereceği tatminatı düşürücektir.

1369

İşte bu noktadan güzel bir yere vardım. Bir meditasyonda asıl amaç benim için her zaman diğer öğeleri arkada bırakıp meditasyon yaptığım şey olmaktı sadece. Bu bana derin bir saflık algısı getiriyordu. Bir işi yaparken de aynı saflığı yaşamak istiyordum. Bir şeyi yaptığımda sadece onun tadını alayım istiyordum, araya ne bir söz ne bir endişe ne de farklı bir duygu girsin istiyordum. Hayat ve ben böyle değiliz ama. Bütüncül baktığımızda birden fazlayız. Bu birçok şeyi kucakta tutmak gibi ve beni zorluyor. Kendimin en saçma en ezik en işe yaramaz en beceriksiz taraflarımı kesip atıp pozitif bir benlikle kalmak istiyorum. Ama hayat bu değil. Bunu doğanın içinde farketmek daha kolay. Hepsine izin vermek, onlardan korkmamak, onlar yüzünden sevilmeyeceğini düşünmemek aslında bu korku ve düşüncelere de bir yandan izin verebilmek, bunu da pek başaramamak… İşte yapmak istediğim bu. Olduğu gibi olanı sunmak…

1377.jpg